7 Temmuz 2017 Cuma

Satori


Elleri titreyerek kapıyı açtı . Ayakkabılarını çıkardı , topuklarının üstüne basarak. İçeride ki üçlü koltuğa gelip oturdu , karşısında ki beyaz duvara bakıyordu ama gözleri görmüyordu duvarı , beyazı . Dışarıdan insan sesleri geliyordu , araba sesleri , sokaktan . Bir sigara aldı ve yaktı sehpadan.  
Sigaranın dumanı havada asılı kaldı , zaman durdu . Kalbi atmıyordu ama ağırlığı sanki taşınmayacak gibiydi göğsünde . Zaman , ah ah o zaman ! Bitecek miydi acaba ? Ağlamak , bağırmak , duvarlara vurmak …. Bir tarifi yoktu şuan acının . Acı ; ete kemiğe bürünmüş , boğazına sarılmıştı, hareket edemiyordu. Sessizliğinin sessizliğinde , içinden geçirdi , dua etti , yalvardı , “ lütfen al beni buradan artık ” .
Dağlar bile yumuşadı bu acının, isteğin , yakarışın , tutkunun, yeminin  karşısında , atmosfer sertleşti , nehirler durdu , ağaçlar yapraklarını döktü , çiçekler leş kokmaya başladı . Denizler yavaşça yükseldi , bir martı ağzındaki simidi bıraktı boğazda.
Kanatlı , parlak bi varlık belirdi odada , uçuyormu , yürüyormu belli değildi , yaklaştı ve ellerini kafasına koydu , gözleri ölü gibi bakan ölümlü’nün . Herzamanki gibi görülmediğini sandı sonsuz soluklu varlık . Eğildi ve aslında hiç duyulmayacağını düşündüğü sözleri söyledi kulağına , nefesi sayılı olanın , acısı doğayı üzenin , anlamları yok  edenin , manaya düşman olanın kulağına .
Munch’un Çığlığının renklerinden , köprüsünden , karanlığından , bir anda dünyaya geri döndü ve “ otursana “ dedi , ışık saçan heybetli varlığa . Şaşırdı varlık , daha önce hiç fark edilmemişti , daha da kötüsü hiçbir ölümlü sesini , söylediğini duymamıştı .
Şaşkınlıkla oturdu varlık , adapte olamadı duruma .
“Duydun mu ? “ dedi .
“Duydum. “ dedi , sakince , ölüm’lü .
18 saattir ilk defa su içmek istedi . Susuzluktan , açlıktan , halüsinasyon görüyor olabilirdi . Su’dan bir yudum aldı ve arkasını döndü  , ama oradaydı , güneşin bir parçası gibi parlıyordu , ışık varlık . 
“Neden ben ?” dedi , Işığa . Işık ise hala şaşkındı . “Sen , kendi varlığını aşağıladın.” dedi kızgın bir tonla   ve devam etti . “Ben bunu , kendi varlığının değerini bildiği halde , senin gibi çok üzülen herkese söylerim , ama bugüne kadar beni gören veya duyan olmadı .”dedi .  
Yedi milyar insan varsa yedi milyar evren vardır . Herkesin evreni başkadır , bazısı evreninin farkındadır , bazısı değil .  Evrenini nakış gibi işleyende vardır , çöplüğe çevirende , zengin evreni olan da vardır , evreni boş olanda . Bu gezegene ilk defa gelende vardır , son defada .
Her an eşsizdir ,  varlığımızın yolculuğunda .
Elinde su bardağı , duyduklarını düşünmeye başladı ve zihninin zincirleri erimeye başladı hızlıca . Gözlerini kapatamıyordu .

Kapatmaya korktu gözlerini , ya ışık giderse dedi içinden . Gözlerini bi daha kapatmadı .

Sevgilim ile Monolog


Bölüm 1
İNANÇ
Herkes farklı gözlükler takar hayata karşı , farklıdır bakışı , gördüğü renkler ve camlarının genişliği , büyüklüğü . Bizim bu yaşamda camlarımızı , çerçevelerimizi genişletmektir amacımız diye inandım ben , büyümeye o zaman karar verdim .
Ama ezberden , bilinçsiz yapılan  büyüme  değil , gerçekten “var” olan bir ruh olarak büyüme ve dahil olduğumuz oyunu anlama , tabloya herzaman uzaktan bakmak amacı ile yürüyorum , güzel mavi noktamızın , şaheser gezegenimizin üzerinde .
İçimde ufak bir çocuk var beslediğim ; maske takmayan ve yalanlara inanmasına , tapmasına izin vermediğim . Kalbi kocaman çocuk .
Bazen o çocuğu ortada bırakıyorum , kırılıyor , kırıyor etrafını . Niyeti kimseyi incitmek değil aslında.

Bölüm 2
DURUM
Bir duruma yaklaşımımız genelde aynıdır , beynimizde rafine eder , analiz eder ve hızlıca karar veririz ne tepki vereceğimize , neye inanacağımıza veya bize göre “ gerçekte ne olduğuna!!! “ .
Yanılma sebebimiz ise , herkesi kendimiz gibi aynı tecrübelerden geçtiğini kabul etmek ve hayata matematikmiş gibi 2+2 eşittir 4 müş gibi davranmamızdır . Ama hayatta , duygularda , inançlarda ; matematik ve fizik yasaları ışık fotonları gibi hareket eder ve madde davranışı göstermez , kütlesi yok olur, hareketleri doğrusal değil dalga şeklinde olur . Biz öğrenmek için araştırmayı , soru sormayı değil de kendi inançlarımızı , ezberlerimizi olaya kattığımızda , aslında karşımızdaki kişi/olay bizmiş/bizimmiş gibi davranır ve yargılarız . Yargılarımızda dolayısı ile yanlış olur ve kendimizi ve karşımızdaki insana/duruma , manen bazen madden zarar veririz .
Değişim değişmeyen tek şeydir bu hayatta , her an değişim vardır . Ezberlerimiz bizim düşünce şeklimizi bataklığa çeviren içgüdüsel yanılgılarımızdır.
Rivayette
Bilge’ye sormuşlar;
"Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?"
"Terzimi severim," diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
"Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?
O da nereden çıktı? Neden terzi?"
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.


Bölüm 3
IŞIK
Ruh olarak başladığımız bu serüvende , ilk yaradılışımızı , kusursuzluğumuzu zamanla kusurlu ve yaralanmış hale getiren gene bizizdir.
Işığın yokluğu , ışık varken etrafta olanların yokluğu değil , o esna bizim onları görmeye yetecek yeterli algı destekleyicimizin olmayışıdır. Bu nedenle ışık olmadığında , gözümüz karardığında referans noktalarına ihtiyaç duyarız , asla sizi yanıltmayacak bir kör bastonu gibi . Elinizin altında bize aslında ışığın ve karanlığın geçici olduğunu gösteren rehberlere ihtiyacımız vardır . 
En karanlık gününde bile unutma , ışık varken olan herşey yerli yerinde ve içindeki kör inançlar seni sınıyor sanki karanlık varmış gibi . Ama nefes aldığımız müddetçe , en zor günlerden bile geçerken herzaman ışık var herzaman en değerlisi umut var. Yaşamak , gülmek , sevmek , ağlamak ….. hep umut var diye var . Umut var ise asla karanlık yok .
İçinde yol aldığımız gemi tabi ki fırtına ile karşılaşacak , tabi ki karanlık geceye girecek ama o fırtınalar ve geceler değil mi doğa’ya denge getiren . İleride bize güneş olduğunu haber veren . O zaman inanmayı hiç bırakmasak , hep güvensek bizim dışımızda gelişen olayların iyi olduğuna , hemen göremesek bile getirdiği iyiliği veya engellediği kötülüğü . 

Bölüm 4

10 Şubat 2016 Çarşamba

ayar

fabrika ayarlarımız ile oynanmış bi kere , nasıl düzelticez . biz aslında böyle değiliz ki .aslında kuş gibi bişeyiz . ama şimdi fil gibiyiz , çekiyoruz bir ton ve hiç gocunmuyoruz bu durumdan . bazıları zevk bile alıyo kafeste yaşamaktan . biz yaratalışta veya tek hücreli o götelekten buraya yürüyüşte çok acı çekmedik mi ??? nedir bu afra tafra a be amip !!
bulamamak

koşarak girdi içeri , içi kaynıyordu , ama yanlış yerde , yanlış zamanda , yanlış bedendeydi .
zaman gene kaydımı , 150 sene ileride yada 1500 yıl gerideyiz dedi kendisine . kendisi bile dinlemedi kendini . nekadar da yazık ..

çıktı kapıdan koşarak ama ama dışarısıda aynı .





4 Şubat 2016 Perşembe

fightback 1.0.1.

Uzun bir süredir yazmadım , yazmamak , eğer yazmak sevdiğiniz bir hobi ise yazmamak adamı eskiten , yaşlandıran , negatifleştiren pis mi pis bir durum . Dikenli tele sizi sardıktan sonra üstünüze beton döküp denize atıyorlar sizi sanki , neyse uzatmim ( zaten sonra uzatıcam ) ben başlıyorum yazmaya . Toli de etkili oldu bu fikirde tabi . Kendisi kendine yazan bir insan , kendi içinde nükler bomba taşıyan komplike  bir kardeşimiz .

24 Ocak 2011 Pazartesi

tek.

aramak

Kafasını önüne eğmiş giderken . toprak geri çekildi , yumuşadı o sert toprak , ağaçlar rengini matlaştırdı , gökyüzü koyuya çaldı , güneş yokmuş gibi davrandı.insanlar zamanda dondu ,içleri burkuldu . çocuklarını özlediler . aslında özledikleri çocukları değildi , gençlikleriydi ... nerden akıllarını geldiğini anlamadılar . o geçti yanlarından kafası önünde . zaman da akan değil zamanın içinde yürüyen oldu . dikine değil enine gidiyordu zamanda .
Açık kalmış kapılarını kontrol etti . canı sıkıldı o kapılara . kapılar uzun zaman önce paslanmış , demir olmak sert olmaktı , demir olmak darbeye dayanmaktı , ama evrendeki en yumuşak ve saf olan su o kapıları paslandırdı . bozdu . kendine kaybolmuştu şimdi . nereye gidicekti . evi yoktu artık . kendi içinde kaldı uzun zaman . o kadar uzun kaldı ki . gerçekle , ilüzyon yer değiştirdi. neresiydi gerçek ?
açılan kapının önüne gitti .ışık sızıyodu içeri . göz alıcı beyaz ışık . sarı ışık gibi değil beyaz bu .ameliyat masası ışığı da olabilir . güneş patlamasıda . melekte .
nefes alışverişini kontrol edemiyordu , zaman çizgisi bozulmuştu . zamanda , zamanın da , zaman'a meydan okuyordu . boş bir atışma oldu aslında .zaman'ın üstüne çıkılması için biraz daha bilmeliydi biraz daha emin olmalıydı . enine veya dikine zaman hep oldu . yükselip kaçamadı zaman'dan ... ve aktı zaman . kapı eşiğinde yaşlanıp öldü . göremedi içerisini . gidişi huzursuz mu oldu acaba , aklı nerde kaldı , gülen bir ifade vardı yüzünde . belkide aradığını buldu . hava güneşli şimdi , ağaçlar sallanıyor rüzgarda , insanlar arabalarına binip işlerine gidiyorlar ve içlerinde burukluk yok .

Ne Nerdeyim !

insan soruyo bazen kendine "nerdeyim !" diye . cevap yoksa zorlanıyoruz . cevap arıyoruz ; bilmeyerek bazende bilerek . cevap parladıgında ise , korkutuyor insanı . o cevabın bedelini ödemeye hazırlanıyoruz . öderizde . ama zaman , geçen zaman , akan kan ve gözyaşı ...

20 Ağustos 2010 Cuma

kompansasyon

bilinçaltında satranç fedası ile ilgili düşünen genç bir arkadaşın , feda hamlesini düşünürken sosyal statüleri yargılamasını anlatan kısa bir o kadar da uzun bir film.

4 Ağustos 2010 Çarşamba

http://www.eyje.com/

benimde garajım olsa bende google'ı bulurdum diyenlere atfen , bu site garajı olmayan biri tarafından yapıldı.

http://www.eyje.com

2 Ağustos 2010 Pazartesi

en son yazımı bundan tam 1 sene önce yazmıştım.bugünde yeni bi açılış yapim dedim.
o zaman askerlik öncesi sınava girmiştim çok iyi bi yeri kazanmak için sınava yumuşak uçlu kalem , silgi ve yedeklerini alarak gittim.kuş üzümü de cabası.kaydırma yaptıgım için hakettiğim yeri kazanamadım.ama olsun genede başım dik gittim.bugünlerde kalimero giriyo sınava , o da yolcu , umarım kaydırmaz :)

2 Ağustos 2009 Pazar

askerlik

askere gidicem az kaldı.içimde heyecanlanmam gerektiğine dair bi hissiyat var ama heyecanlı değilim.
aynı sünnet gibi.kendim gitmiştim sünnet olmaya,sünnet olmaya hazırdım çünkü.şimdide asker olmaya hazırım sanırım.nasıl lafsa o."asker olmaya hazırım" , lafa bak,daraldım kendi kendime.

gitmeden yapmam gereken birsürü şey varmış gibi hissediyorum ama , yok sanırım.en büyük merakım kaç don götürmem gerektiği herkese aynı soruyu soruyorum.

evden daha öncede uzak kaldım.yalnız yaşadım.ama bu sefer birsürü şehir efsanesiyle gidiyorum.
-botlara dikkat çalarlar.
-kepe dikkat çalarlar.
-palaskaya dikkat çalarlar.
-herşeye zıplama,yorarlar.
-çok enteresan adamlar var.( uzaylılar var gibi sölüyolar ondan yazdım)
-emre itaat et.(etmem gibimi duruyo)
-nereye düştüğün değil komutanın önemli.
-pudra sür , heryerine.
-botları 3 numara büyük al.
-vatka koy botların içine.
-nizamiyeciyle iyi geçin.
-sıvı sabun götür mantar olursun.
-300 kişi ile yatıcan uyuyamassın.
-sabah yatağını toplamadan traşa git yoksa iştimaya yetişemezsin.
-yatağında bozuk para sekmesse bittin.
-türkçe bilmeyen insanlar var.
-dil bilmeyen insanlar var.
-insan olmayanlar var.
-rütbe omuzdaysa uzak dur, gözükme.
-
-


böle böle gidiyo işte.bunları ezberleyip hareket edebilecek biri olsam,zaten büyük adam olurdum arkadaş.ben nasıl bukadar komplike davranim hergün.insanın valla merakı şahlanıyo nasıl bi yer diye.( "git görürsün haahhhaaahaaa" diye küstahça cevap veren askerliğini tamamlamış arkadaşlar var biliyorum).gidim gelim hergünümü yazıcam burda.daral daral daraltıcam kendimi.

Anadolu Kavağı




Sarıyer'den çok güzel bir motor seyahetiyle ulaşılan Anadolu Kavağında,Önce Maho nun dedesinin eski kahvesinde (SEMPATİ CAFE) çay içtik , ardından Galatasaray - Netanya maçını esnafla gayet sohbet muhabbet seyrettikten sonra, yukarıdaki manzarada balık yedik.İşte ölümsüzlüğün sırrı bu.manzaraya bak hizaya gel.Burasıda İstanbul , benim oturduğum beton cehennemide İstanbul.Arkadaş ordakilerde fakir bizde fakiriz.Ama onlar süper yaşıyor.Kıskanmadım , gıpta ettim.bizim Maho biliyo böyle yerleri , ısrar ediyo gidelim diye , ilk önce bi ayak diriyorum sonra ikna olup gidiyorum.Daha pişman olduğum olmadı.Sohbet muhabbet ezan okunmaya başladı biz sahildeyken.İlk önce Kavağın müezzini , insanın negatifliğini alan bi ezan la girdi sabah uyandırmasına.Sonra karşı taraftan üç cami ard arda ezana başladı , kulak pası sildiler resmen kanon yaparak okudular ve inanılmaz sesleri vardı müezzinlerin.ağızlarına sağlık.burdan diyanete sesleniyorum ( onlarda duymuyo tabi haliyle:))))işlerinden sıkılmış kötü sesli müezzinler orada staja yollanmalı bence.bak arkadaş yaptığın iş ulvi bir iş , öle salla pati olmaz bak nasıl okunuyo diye dinletilmeli ve öğretilmeli.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Heybeli Ada

( saratoryum ve çam limanı)


Giderken izlemeyi ve gittikten sonra geldiğim tarafa bakmayı çok sevdiğim ve haz aldığım ender yerlerden biri.Geçenlerde arkadaşım ile beraber gittik.ben normal çay arkadaşımda ada çayı söyledi sahildeki kahvede , simit ve poğaçalarımızı yedik , sohbet ettik.gazetelerimizi okuduk.güneş gökyüzünde eğilmeye başladığı saatlerde çam limanına yürüdük ve deniz bisikleti kiraladık.hani şu iki yunusun çektiği gibi gözükenlerden.açıldık etrafa baktık yabancı bayraklı yelkenlilerin arasında.denize girdik.su soğuk ve pırıl pırıldı.güzeldik.birşeyler yedik ve yukarı tırmanmaya başladık.birazda çamların arasında oturduk.çekirdek yerken etrafımız serçelerle doldu.dertleri çekirdeklerin kabuklarını almak.biz içlerini çıkarıp attık çekirdekleri ve onları izledik.korkmuyolar insandan yaklaşıyolar.ufak güzel yaratıklar.biraz muhabbet ettik.her iyi arkadaşın yaaptığı gibi birbirimize bişeyler öğrettik ogün gene.saolsun zihnimi açar ben tıkandıkça arkadaşım.dünyanın en güzel şeyidir kendi seçtiğin kardeşlerinin olması bide üstüne akıllı olmaları süper.sonra yola devam ettik.tam arada saratoryum girişinin orda bir açıklıktan büyükada ve arkadaki irili ufaklı adaların manzarasına takıldık birde daha önce hiç görmediğimiz bir çay evi.hemen oturduk ve birer çay söyledik.optimistçilerde denizdeydi 60-70 tan yelkenli denizde süzlüyolardı.manzara çok güzeldi.
ön tarafa geri geldiğimizde güneş etrafı kızartmaya başlamıştı.kahveye oturduk çaylarımızı söyledik.esinti çoktu o sebepten üstümüze kalın birşeyler giydik.sarı gözlüklerimi taktım kulağımada Amelie filminin soundtraclarının olduğu mp3 playerımı yerleştirdim.Sanırım valse çalıyodu adına sonradan baktım.O müzikler ogün içinmis demekki, daha önce hiç dinlemedim neredeyse ve 2 aydır mp3 ün içinde.çayım , sigaram , sarı bir manzara , önümde hoplayan zıplayan köpek yavruları , onları kovalayan çocuklar , köpeklerin kovaladığı martı yavruları , arkada ters dalgalı bir deniz ve iskeleye sürekli yanaşan vapurlar , önğmden geçen insanlar , karşıda istanbul , löp löp pamuk bulutlar.birara huzurdan ağlıycaktım.Hafta içini tavsiye ederim.Şehire bukadar yakın olupda bukadar uzakta hissetmek süper.

21 Nisan 2009 Salı

.....

zamaninda asi ve hizli yasamis (dovmelere ve kaslara dikiz) , ama hayat insanin kafasindan gecenleri kendisine uymuyorsa kabullenmez ve dur bu arkadas sert bi mizaca sahip ustune varmayayim demez , olabildigince silahiyla ustune gelir ve onlari kullanmaktan cekinmez.bir anda sinek gibi ezer insani ve gucunuz bir anda onun silahi olur , nekadar gucluyseniz okadar caniniz yanar , nekadar saldirgan yasamissaniz o kadar bogulursunuz. hic bisey vermediyseniz bu hayata hic merhamette alamazsiniz.

9 Nisan 2009 Perşembe

if 2009 ( 28. istanbul film festivali )

Afterschool Yönetmen Antonio Campos At The Edge of The World Yönetmen Dan Stone Beautiful Losers Yönetmen Aaron Rose Baghead Yönetmen Mark Duplass, Jay Duplass Franklyn Yönetmen Gerald McMorrow Just Another Love Story Yönetmen Ole Bornedal Lynch: Behind the Curtain Yönetmen blackANDwhite Man on Wire Yönetmen James Marsh The Wrestler Yönetmen Darren Aronofsky The Sky Crawlers Yönetmen Mamoru Oshii The Pleasure of Being Robbed Yönetmen Joshua Safdie The Good,The Bad,TheWeird Yönetmen Kim Jee-woon Story of Jen Yönetmen François Rotger Synecdoche, New York Yönetmen Charlie Kaufman Slumdog Millionaire Yönetmen Danny Boyle Sing For Darfur Yönetmen Johan Kramer O Lucky Man! Yönetmen Lindsay Anderson

Stories On Human Rights

PFIZER

Nijeryalı çocukları kobay olarak kullandığı ortaya çıkan ilaç şirketi Pfizer, onaylanmamış ilaç kullanımı nedeniyle öldürdüğü 200 çocuk için ailelere mahkeme dışında 75 milyon dolar ödeyecek.

1996 yılında Nijerya'nın gecekondu mahallelerinde kamp kurarak onaylanmamış ilaçları üzerinde denediği 200 çocuğun ölümü, sağır, kör veya felç olmasından sorumlu tutulan Pfizer, "kobay" çocukların ailelerine mahkeme dışında 75 milyon dolar ödeyerek olayı kapatmaya çalışıyor.

Nijerya'nın en büyük eyaleti Kano'da görülen ve 1996'da bölgede yaşanan menenjit salgını sırasında meydana gelen olaylara ilişkin davada, Pfizer'a fesat tertip etme ve kasti zarar vermenin de aralarında olduğu 8 ayrı suçlama getirildi. Pfizer için çalışan 8 yönetici ve araştırmacıya 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılırken kurban yakınları da şirkete karşı 2 milyar dolarlık bireysel tazminat talebinde bulundular.


KAYNAK


7 Nisan 2009 Salı

yararlı sitelere saygı kuşağında - 3 -

www.imdb.com (international movie data base)

yararlı sitelere saygı kuşağında - 2 -

www.bildirgec.org

tasarım konularıyla alakalı olanların takip etmesinde fazlasıyla fayda olan bir başyapıt.

6 Nisan 2009 Pazartesi

nah geliştirici



Xtensor adlı alet parmak ve bileği geliştirerek daha iyi nah çekmenizi sağlıyor.yada elinizi güçlendirmek,titrek olmasını engellemek,parmaklarınız daha etkili hale getirmek içinde kullanabilirsiniz.

gelecekte hayat - 4

16 Mart 2009 Pazartesi

faydalı bilgi

bazen işini düzgün yapsanda sonuç beklediğin gibi olmayabilir.bu durumda sadece işleri oluruna bırakmak gerekir.aksi takdirde kafada kalıcı hasarlar bırakıcak depresyon başlar.buda insanın özgüvenini elinden alır.yaptığı iyi şeyleride gözönünden siler ve mental çöküş başlar.mental çöküş beraberinde basit işlerinde yapılamaz hale gelmesini sağlar.
insanın kendisini motive etmeyi öğrenmesi gerekir.bunu herzaman başkaları sizin için yapamaz/yapmaz.böyle zamanlarda kendinizi korumak için başka işlerle uğraşmak eniyisidir.

23 Ocak 2009 Cuma

ZEITGEIST

zeitgeist 2008 belgeselini türkçe altyazI ile seyredin.
www.seyret.nl

2009 un İlk Yazısı

ben milenyum ayağını sevemedim bir türlü.bana 96 ımı özellikle 98 imi geri versinler istiyorum.

28 Kasım 2008 Cuma

gelecekte hayat - 3















şimdi gelecekte arabalar uçucakya hani,işte ozaman yanlarındaki evlere çarpmamaları için nasıl bi sistem bulunucak onu çok merak ettim ve araştırdım araştırmamdaki ilgili kaynaklar gizlidir,karanlıktadır.ulaştığım sonuçlar iç gıcıklayıcı oldu.öncelikle ilk yapılmak istenen,bu kadar teknolojik ileride olunca basarız GPS li yön bulmaca dedektörünü araba sittin sene yoldan pardon rotadan çıkmaz ve çarpmaz.lan andaval ya çıkarsa bi şekilde bozulursa aynı anda yüzlerce 11 eylül olmazmı ya da bunu 11 eylül yapma amaçlı adamlar bu GPS zamazingosunu bozup dalmazlarmı 3324 katlı gökdelenlere,bitanesi yıkılsa bi şehir yok olur ebadı binalara.şimdi ben torunlarımın güvenliğini nasıl hiçe sayan bu zihniyete götoş deme hakkımı kullanmam.götoş...neyse ikinci şık binalara demir bariyerler takmak,pencere etraflarına demir bariyerler kurulması suretiyle oluşan kazada zarar en aza indirilecekmiş,bak sen adamın zarar dediği nice masım hayat.diyelim ozamanın şartlarında doğan görünümlü şahinlerin yerini almış uçak görünümlü hyundai accentli gençler hız yapınca o demir neye yarar ey bilimadamı.diğer bi şıkda araçların yumuşak olması,böyle jelibon gibi,çarpma esnasında bütün enerjiyi emip şekeri bitiricez yani.uzatmak istemiyorum 13 farklı yöntem buldum ama hepside tehlikeli ve güvenlikten uzak.heleki bu aletlerin bize Türk gençliğine verilmesi var ki o başka bi yazımın konusu olucak.sözün özü istemiyoruz arkadaş böle araçlar.go home future!!!

Çin hakkında karışık bilgi

buralar iÇin herkesin çeşitli yorumları var.orda herşey 1YTL,adamların tüm malları dandik olm,hepsi kısa,kızları çirkin,pislik içinde yaşıyorlar,dinsizler,şerefsizler,onlara güven olmaz,her yer kokuyo,.......vb. birçok şehir efsanesi.arkadaş geldik gördük,yemekleri bize uygun değil bikere onu söylim,çok yumuşak tadları var ve genelde şekerli yani bizim alıştığımız ağır tadlar burda yok.Artık buralarda pahalanmış onuda sölim ikinci olarak.herşey 1 YTL değil , 0,80 YTL gerisini bizimkiler kar olarak koyuyomuş ekiekiekiekiekieki ( espri yaptım ).aslen her şartta ciddiyetimi korurum ama koruyamadım.arkadaş para versen bizim gibi salakalrı bulamassın.adamları nasıl kızdırdıysak - ki sanırım şöyle oldu o durum, biz adamlardan bizim dallama tüccarlarımız yaptırtıp getirdikleri dandik malları kullandıkça bunlara salladık çin malları şöyle kötü böyle kötü diye bide üstüne getirilimesinler diye bizim süper Dış Ticaret Müsteşarlığımız bi dünya ekstra vergi yapıştırdı ürünlere , adamlarda bunu öğrendi.Ve İzmir'de yapılan bi toplantıda arkadaşım size olan ihracatımız %0,08 dediler(türkçesi,si kimsiniz?),yollamasak nolur dediler ve ipler gerilmeye başladı.ondan sonrada olan oldu adamlar artık bizden pek hazetmiyolar sölim.vize falan olayları baya zor artık.neyse konuyu dağıtmim adamların el işçiliği,nezaketleri falan bize fazla gelir.

fight back

kulakları çınlasın dostum muko nun bana öğrettiği bi deyim.bi müddet zorunlu sebeplerden yazılarıma ara verdim ve gördümki takipçilerim sağda solda eylem yapmışlar,protesto yürüyüşleri düzenleyip,gaddarca yemek yemişler.geri geldim sakin olun.merak ediyorlarmış Hindistan'da olanları eşsiz yorumlarımı merak etmişler.

arkadaşlar düşünelim; fayda,maliyet analizi yapıcaz.bu işten zararlı çıkan kim,müslümanlar ve hindular.peki bu işten kazançlı çıkan kim pakistanın yönetimini koruyamayanlar.pakistan kaybedilince yakınında bi süper güç olan hindistan altedilmek isteniyor.bunu yapmak,barış içinde yaşayan çok fazla etnik grubun olduğu yerlerde zor.o yüzden ilkönce adamlar ayrıştırılmalı herkes safını bilmeli.bunun için acele edilmiş olunacakki böyle sert bi eylemle başladı mevzu.ama unutmayın bu sadece başlangıç arkası domino taşı gibi gelicek.çünkü burda amerika ve rusya göğüs göğüse alttan alttan çarpışacaklar.olanlarda masum halka ve dünya geleceğine olucak.ama şu sıra dünyanın en büyük ihracatçılarından olan hindistana silah satmak onların dolar rezervini azaltarak krizin etkili olduğu ülkelere ekonumik fayda sağlayacaktır.bu tarz eylemlerin arkasındaki kan emiciler için faydaları saymakla bitmez.hindu tarafında ki faşist partileri desteklerler ve ellerine bu şekilde güzel kozlar verirler.böylece yönetim değiştiğinde de söz sahibi olurlar.Allah Hindistan'a kolaylık ve sabır versin eski hatıraları canlandırırlarsa oralarda çok insan zarar görecektir. bu yüzden orda ki olayda da dostum muko nun deyimini ordaki onursuzlar için kullanıcam adamlar fight back yaptı.umarım kendi pisliklerinde boğulurlar.

hile,hurda

10 Kasım 2008 Pazartesi

gelecekte hayat - 2

kaç kişi bu durumda paniğe kapılmaz acaba?al sana bi gelecekte senaryosu da bu.astronot oldun 2082 de ve ay'a gittin.yere uzandın ve aramaya gittiğin uzaylı bokunu yerden aldın, arkanı döndün dünya ya bir bakimde annanem melisacan'a anlatırım süper manzarayı dedin,ahanda görüntü bu.aklına ne gelir ilk?ben çok garip bir küfür sallayabilirim mesela.gerçi böyle durumlarda beyin küfürlerden en ilkelini seçermiş."anannnııııııı siiiqiiiimmmmmm uuuuuu" gibi sesler çıkar bünyeden gerçekte(stanford üniversitesi araştırması 1873 Prof.Daniel Almond Nutella).

gelecekte hayat - 1

yollar genişletilemez hale gelicek.binalar büyütülemez hale gelicek.insan yığınları şehirleri doldurduğunda halkın şehir içindeki hareketi gelecekte nasıl rahatlatılacak?herkesin evden çıkması engelenerek.nasıl mı?şöyle ki tüm hizmetler ve ihtiyaçlar insanların bulunduğu yerlere iletilecek.herkes evinden çalışacak.arkadaşlıklar yazışma programlarından devam edicek ve fiziksel temaslar minimuma inicek.insanlar sanal hayatlar yaşamaya başlayacaklar.istediğimiz tadları aldığımız samanlarla beslenicez.evler kişi başı 30 metrekare olucak.eski gaysan mobilyalar tarzında hayatlar olucak katlanmış ve çok işlevli.yüzmek isteyenler binanın bodrumuna inip havuza giricek.tek bir kulvar kullanabilecek.havuzda saçma sapan atlamalar ve dalıp nefesini tutmalar tarzında eğlenceler olmayacak.işini bitirip sıranı devrediceksin.dünyada sigara ve içki yasak olucak hatta kimse onların ne olduğunu bile bilmiyecek.herşey poliüretan veya fiber olucak.ayaklar doğal zeminlere basmayacak.hastalıklar oldukça azaltılmış insanlar 100 sene ortalamayla yaşıyor olacaklar.ölümlerin genel sebebi intihar olucak.gece canınız tatlı istediğinde bulunabilecek tek şey küçük bi sıvı tatlandırıcı olucak.şehirlere girmek için özel izinler gerekicek.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Devrim

Devrim deyince ne anlıyoruz?cidden çok merak ediyorum.devrim kelimesini duyan 10 insandan 9 u paniğe kapılıyor.hayır komünizm istemiyoruz paniği bu genelde.arkadaş kelimelerin anlamları bu durumda ne hale geliyor aklım almıyor.Atatürk devrimci değilmiydi?sigarayı uzun bir süreden sonra bırakmak devrim değilmidir insann kendisi açısından?Mesela Amerika'nın kendi piyasasında olan firmalara 850 milyar dolarlık yardımda bulunması liberal ekonomik sisteme aykırı değilmi?Devlet müdahelesi olamaması gerekmezmi serbest piyasada?bu durumda Amerika'nın yaptığı sosyalist bi tavırdır.Yani ekonomilerde de devrim olabilir.Haydi arkadaşlar alttaki tanımı bir okuyalım,okuduğumuzu anlamaya çalışalım.

Devrim, Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik.
(kaynak : wikipedia)

oku bakalım ne yazıyo yukarda?anlamadıysan bir daha oku.hayatın mükemmel olduğunu düşünüyorsak yapılacak devrim kalmamış demektir.Yok eğer mükemmel değil diyorsanız -ki hayır hayır seslerini duyar gibi oluyorum sevgili okurlarım- devrimler devam etmek zorundadır.hayatlarımızda ki , toplumumuzda ki sonrada dünyamızda ki kötü giden yapıları değiştirmeli,gelişkin ve faydalı duruma getirilmeliyiz.

Atatürk gibi ulu devrimci önderimizi hatırladığımız ve hatırlattığımız şu günlerde size tavsiyem onuda doğru anlamaya çalışmak.tabi şimdi çoğunuza hıyar gibi anlatıldığı için o zaman yapılan devimlerin çok kolay olduğunu düşünüyorsunuz.o zaman mesela kaç taneniz alfabeden bi harfi değiştiricek devrimi yapabilir ya da bunun için ne gerekir bilebilir.Atatürk hakkında vatan hainidir diye bildirge yayınlandıktan sonra devrimi yaptı hem iç hem dış düşmanlara karşı.peki o esna yakalansaydı osmanlı artığı yönetim tarafından.muhtemelen idam edilecekti ve biz onu tarih kitaplarında bir satır olarak okuyacaktık vatan haini olarak.olayları tek bir pencereden anlamak ve saygısızlık yapmak çok basittir,basit insanlar için.devimleri anlamak devrimi anlamak önemlidir.kelimeleri doğru anlamlarıyla anlayalım.şimdi alttaki yazıyı dikkatle okuyalım ve anlamaya çalışalım.hadi güzellerim benim.

Türk milletinin istidadı(yetenek, yatkınlık, eğilim)ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.
Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır.
İnkılap(devrim kelimesinin 82 yilindan sonra devlete gore daha makul olani), Türk ulusunun son asırlarda geri bırakılmış kurumlarını yıkarak yerlerine, ulusun en yüksek uygarlık düzeyine ilerlemesini sağlayacak yeni kurumlar koymaktır.
Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir.
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.ATATÜRK

16 Ekim 2008 Perşembe

yararlı sitelere saygı kuşağında

www.classicfootballshirts.co.uk

eski , klasik , dünya , klüp , kullanılmış , yepisyeni formalar burda . sitede birçok farklı ülkeye ve takıma ait formalar satılmakta.site çok güzel düşünülmüş ve içeriği gittikçe zenginleşen uzun zamandır gördüğüm ender içinde kaybolunan cinsten sitelerden.

14 Ekim 2008 Salı

sır'ra kadem basasım , pastaya krema koyasım gelir aniden...

durum cidden başlık gibi . arasıra öyle bi daral geliyor ki insan saçmalıyor.arkadaş kendi evinde insan özgür olmaz mı , özeli olmaz mı ? arkadaş bende bi annane var beraber 3 oda 1 salon evde yaşıyoruz , pardon o yaşıyor .2 kişi sığamıyoruz eve , benim eşyalarımda sığmıyor tabii . eskiden kalma kitaplarım var üniversite sınavından kalma , sağdan soldan aldıgım eski dergiler filan da var , neyse uzatmim bi dolabın yanında duruyolar , bende atmak istemiyorum.arkadaş senelerdir bastırır bana "at o kitapları" "at kitapları" sonra baktı ki ben yemiyorum durumu ve atmak istemiyorum , son senelerde söylem değiştirip o kitapları ihtiyacı olana verelim demeye başladı son günlerde de camii ye verelim yazık ordaki çocuklara demeye başladı . neyse bugün ailenin diğer üyelerininde baskılarıyla ( annanem sussun diye baskı yapıyolar ) kabul ettim . ayıklim kitapları ondan sonra verirsin dedim ve araya sıkıştırıp sordum " annane kitaplar kalkınca yerine bi'şey koyucakmısın?" eyvah eyvah duydugum cevap beni duraklattı senelerin baskısının sebebi , yazın halıları kaldırınca , yuvarlak halde oraya dikmek içinmiş....baktım ortada benim lise yıllığı dolanıyor , kel alaka anlamadım sordum bu ne arıyo ortada diye ( kapaklı ve kapağı kapalı kütüphanemde sıkışık bi' arada durduğu ve annanem oraya yetişmek için çok zorlanıcağı için ) şaşırdım çünkü..neyse sadede gelim cevap şu "kitap aradım okumak için , bi' şey bulamadım , orada bunu gördüm bakim dedim " yaaa annane bi git ya , bulmaca çözemiyorsun göremediğin için , 70 yaşındasın , orda senelerdir ilk defa kitap arıyorsun ve buda yetmezmş gibi seneler önceki resmimi o kalın mal almanağında arayıp bulup okuycaksın , eeee ben kıllanmim de kim kıllansın bu durumdan..hemen gittim dolaba bakmaya , açtım kapağı , sen tut ne var ne yok etrafta bıraktığım dandirik gazeteler , manasız ders notları , işimle alakalı kataloglar nerde saçma rutik şey varsa tutmuş sıkıştırmış oraya..ve ne dersem diyim ne sölersem sölim o haklı çıkıyor . küçük şımarık kardeş gibi bi durum . yaşlıları sevelim mesajı vermek isterdim ama şu sıra hepsini bi' yerde toplayıp napalm atasım var.

bi' analiz "EGO" bölüm - 2

gerekli koşullar oluştuğunda her insan egosunun kurbanı olur ve onu dışarı çıkarır.ve bunu farkedicek kadarda akıllı biriyse anında mevzuyu kurtarmak için saçmalamaya başlar ve manasız şeylerle sizi itham eder ve nekadar hatalı ve haksız olduğunuzu söylemeye başlar.ego ile yazıcaklarım bundan ibaret.uzatmayın uzattırmayın.

11 Ekim 2008 Cumartesi

bi' analiz "maaş"

ya arkadaş toplam da ( 5 + 3 + 4 + 4 ) = 14 sene biraz artıyla ( üniversiteyi kazanamama + uzatma ) 17 sene falan okuyoruz.17 sene çarpı 12 ay =204 ay yapar , her ay ortalama bize 250 YTL harcansa bugüne kadar 51000 YTL para harcanmış bize.mezun olup iş bulsak aylık iyi ihtimal 1200YTL kötü ihtimal 600YTL alıcaz.ortalaması 900 YTL yapar.bu paranın hepsini su bile içmeden biriktirsek (51000YTL / 900 ytl = 56,6 ay) toplam 4,7 senede harcadığımızı amorti ediyoruz.yani yaklaşık 5 sene sonunda yani ilk hesabımıza eklersek toplam 22 yılda başabaş noktasına geliyoruz ilkokulada 7 yaşında başlasak 29 yaşına geldiğimizde hayata başlayabiliriz borçsuz harçsız.tabi o 5 sene boyunca hiçbirşey yemiycez , içmiycez , giymiycez , bi yerde barınmıycaz yani bizimle ilgili hiç bir harcama yapılmıycak.Arada görece şanslı insanlar çıkıp amorti süresini 3 veya 2 seneye indirenler olabilir ama bunlar da o süreleri indirmek için bi yerlerde fazladan harcama yapmışlar ve amorti süresini aslında gene yukarı taşıyarak gene aynı noktalara yakın yerlere getirmişlerdir.

10 Ekim 2008 Cuma

Büyük Balık , Küçük Balık ;

Kapitalizmin çatırtıları duyulmaya başladı.Artık insanların gözlerinin önündeki perdeden zoraki de olsa ışık sızıyor.Kapitalizm nedir?Kapitalizm vahşettir.Tüketemeyeceğin metaları boşa harcamaktır.Üzerinde fazla çalışılmamış bir örnekle durumu izah etmeye çalışacağım.

Dünyada 1000 birim doğal kaynak olsun ( petrol , demir , su ….vs) tüm insanlık eşit paylaştığında 10 senede 1 birim doğal kaynak tüketiliyor olsun.Bu durumda doğal kaynaklar insanlara 10.000 yıl yetecek demektir.Kapitalizm’de ise durum şu: Ne kadar bulup çıkarırsan , depolarsan , kazanırsan o kadarı senindir ve harcamayı da istediğin gibi yaparsın.Bu durumda akıllı , zeki , çalışkan olmak demek bu kaynaklardan çok fazla ele geçirmekle doğru orantılıdır.Üretken olmak ise bu kaynakların nasıl ele geçirileceğini iyi planlayabilmektir.Bu durumda Üretken , zeki , akıllı , ve çalışkan adayları bu işe sert bir şekilde girişir ve önlerine çıkan engelleri gerektiğinde cinayetle de olsa geçer ve hedefe doğru hareket ederler.Bu durumda herkes kaynaklara bu gözle baktığı ve saldırdığı için kaynaklar hem eşit dağılmıyor hemde 10 yılda 10 birim kaynak harcanıyor ( örneğin siz 1200cc bir araca binerek aylık yakıt ihtiyacınızı 70 lt. olarak kullanırken bir başkası 5000cc bir araç kullanarak aylık yakıt ihtiyacını 400-450 lt. gibi seviyelerde tutmaktadır.).Hal böyle olunca kaynaklarda hızla erimekte ve yok olmaktadır.

Anlatmaya çalıştığım şey öyle veya böyle kapitalizmin kendini parçalayacağı veya kabuk değiştirip daha sosyal bir yapıya dönüşeceğidir . Vahşi kapitalizmin üyeleri , insanları sürekli tüketmeye yönlendirmekte onlara yeni ihtiyaçlar oluşturmaktadır.Bu sayede sürekli olarak diğer üyelerin önüne geçmeye çalışarak değerli kağıt ve madenleri eline geçirmeye çalışmaktadırlar.Büyük balık küçük balığı yutar felsefesi ile hareket eden sistem üyeleri , bir müddet sonra tüm değerli metalar kendi ellerine geçtiğinde ( süreç olarak büyük balıklar küçük balıkları tamamen yuttuğunda yem olarak ne kalıcak?) bu sefer birbirlerine karşı mücadele sertleşicek ve rakipler bu durumda artık av olucaklardır.

Devletlerde aynı şekilde birbirlerine karşı politikalar belirlerler .Enerji ve gıdada dışa bağımlı olmak köle olmaktır ve bunu bilen devletler politikalarını , başka ülkelerin kendilerine bağımlı olması ve enerji kaynaklarını ele geçirme şeklinde belirlerler.
Bu çıkarımdan varmak istediğim nokta bu sistem tamamen kendini yok etmeye programlıdır ve öyle ya da böyle yok olacaktır.Ondan sonra ne mi olacak?Maalesef sakat bir dünya ve sorumlulukları bize kalacak…

8 Ekim 2008 Çarşamba

küp minübüsler ve mermer kafalı şöförler..

formula pilotuyla , bizim minübüsçüler arasında ne fark var sizce????.bulamadınız dimi...sölim..formulacılar çok iyi kazanıyo ve trafiğe kapalı alanda takılıyolar..gerisi aynı hırs aynı azim...arkadaş adama hiç kimse fizik dersi vermemiş olabilir ama dikizaynasından da mı görmüyosun şahlanan minübüs içinde düşmemek için insanların yanlarındakinin ayağına çıktığını , teyzelerin uçuştgunu ,gençlerin karizmasının dağıldıgını ..
tamam hadi bunu anlamadın ki şaşırmıyorum..peki kırmızıda arabalar dururken hızlanarak onlara yaklaşırken aklından ne geçiyo onu söle bari , gençliğim çürüdü düşünmekten..mesela orda sen onların kıçına kadar gazzlayıp son anda frene bastığında koltuklarımızdan havalanıyoruz , sen bundan zevk aldığımızı mı zannediyosun onu söle desem ...sence hepimiz minübüse binmediğimiz zamanlar boğaların üstüne binip , düşmemeye mi çalışıyoruz..amerikalımıyız lan biz dıngıl adam ?
küp minübüsü kim icat etti acaba..binaları mozaik le kaplamayı bulan adammı acaba??merak ediyorum arkadaş..dur görsel kısmı siq ( iskoçca "kötü" demek ) gibi olsun , amortisör olmasın ( her çıkıntıdan geçerken uçucakmışız hissiyatını engelleyen parça ) , motor koyarız , uzun vites koyarız gerisinide kullanıcakların fantezilerine bırakırız mı dedin?...açıkla olabilir kör de olabilirsin bence kör biri için o aracı tasarlamak takdire şayan bi durum..ve o adamların minübüsün içini döşemesine izin verip olucakları önceden tahmin etmende dahiyane..tüm saygım sana küp kafalı tasarımcı.

nato mermer nato kafa nedemek ???


yunanca bir deyim. orjinali;
"na to kefari,na to mermari"
na: iste demek
to: on ek. ingilizcedeki the gibi.
kefari: kafa
mermari: mermer

"iste kafa, iste mermer!"

kaynakça :http://sozluk.sourtimes.org

7 Ekim 2008 Salı

bürokrasi

arkadaş ülke değiştirip garip insanlarla yaşamaya başlıycam gerilmiyorum , bi notere bi devlet dairesine giriyorum kitlesel imha silahına dönüşmemek için zor tutuyorum kendimi.arkadaş her iş yokuşa sürülürmü , her iş en salakça , en ters , en manasız şekilde yapılırmı..sistem tamamen seni yıldırmaya ve sen ne siqim bilirsinki 1896 dan beri sistem böle atalarımız dogrudur seklinde işliyo sistem.bi beyannemeyle 10-15 dakkada binlerce dolarlık vergi verip , 4,9 YTL lik damga pulu vergisi için cevizlibağa gidip vergi dairesinde 90 dakika harcamayla alakalı ne dersiniz ( abi o sürede maç yapılır diyen 2.lig futbolcuları hemen blogumu terk etsin )...binlerce dolara 4,9 YTL ekleseniz abijim , deseniz adamlara , bi de tekme tokat sen ne salak adamsın diye döverler..
daral geldi anlatırken bile..sigara içicem..

3 Ekim 2008 Cuma

bi' analiz "EGO" bölüm - 1

ego bi insanın en zayıf noktasıdır.egosuna dokunduğunuz ve ezdiğiniz insandan sert ve gergin tepkiler alırsınız.insan içinde doğumdan itibaren inceleştirilmeye başlamamız gereken bi yerdir ego.çünkü zayıflıktır.tüm kompleksli duygular ego ya bağlıdır.ezik hissiyatların babasıdır.kapitalizmin doğuş sebebidir.insanların ölme sebebidir ( savaşlar , bazı terörist eylemler ,bazı cinayetler...vs.)
halk arasında burnu sürtmek deyimi ego ile alakalı kullanılır mesela.askere gitsinde adam olur denmesinin sebebini hiç düşündünmü ey okur!!!cevap vermeden bi düşün bakim..............................................................tamam olmıycak anladım.
ben anlatim ordaki sert hiyerarşik düzen içinde ezilsin ve şımarıklık , bencillik , züppelik gibi siqindirik özellikleri törpülensin diye derler.şimdi anladınmı???? anlamış gibi yapma , www.anladim.com'a gir..

devam edicek..

2 Ekim 2008 Perşembe

salaklık - 6

televizyonda izlediği ve gazetede okuduğu herşeyi yalan sanmak..